19 Şubat 2012 Pazar

İSTANBUL’a UYUM SAĞLAMA KURSU 90′lar

90’larda İstanbul, Pardon 2000’lerde!
İstanbul, sürekli gelişen, ama “sorunları hiç değişmeyen bir şehir”. Gördüğünüz resim geçen gün sahaflardan aldığım ve 1990’lardan kalma bir karikatür dergisinden alıntı.Resimde de gördüğünüz üzere, İstanbul gelişiyor. Ama, değişmeyen birtakım “kadrolu sorunlar” var bu şehirde. Trafik, çevre sorunları, gürültü, hava kirliliği vb… İnsan odaklı olmayan kent yönetimi anlayışını benimseyen şehirler sadece gelişirler, plansız büyürler ve değişmezler. Sorunları hep aynı kalır.
Resmi görünce bu resim şehir çocuğu’nda olmalı dedim. Dedim çünkü, 1990 senesinden kalma bu karikatürde kara tahtada sıralanmış şehir sorunlarının bugün hala geçerli olması, daha da önemli kılıyor bu sitenin varlığını. Acaba 22 yıl sonra da aynı şehir sorunlarının yer aldığı böyle bir karikatür okumak zorunda kalır mıyız, dilerim kalmayız.

17 Kasım 2011 Perşembe

Beyoğlu’nda Enkaz Var!

Gördüğünüz resim yakın zamanda deprem felaketini yaşayan Van’da çekilmedi. Mutlaka deprem beklendiği, uzmanlar tarafından sürekli belirtilen İstanbul burası.

Beyoğlu’nda birçok kişi, ha yıkıldı ha yıkılacak olan resimdeki gibi birçok tarihi binanın arasında yaşamlarını sürdürmeye devam ediyor. Binaların restore edilmesini bir kenara bırakalım, binaların yıkılmaması için herhangi bir önlem dahi alınmış durumda değil. Yani, Beyoğlu’nda deprem olmamasına rağmen halihazırda enkazlarımız var bizim. İstanbul depreme değil, ama enkazlara hazır gibi görünüyor.

13 Kasım 2011 Pazar

Dünyanın Arka Yüzündeki Ters Görüntülü Hayatlar

Ortaçağ’da dünyanın bir de arka yüzünün olduğuna inanılırmış. Bazı papazlar, dünyanın arka yüzünde yaşayanların, ön yüzündekilerin tam tersi bir görüntüde olduğunu iddia ederlermiş. İddiaya göre; arka yüzde ağaçların dalları toprakta, kökleri havada; insanlarla hayvanların da başları aşağıda, ayakları yukarıdaymış.

Papalık ise boş durmamış tabi; “dünyanın arka yüzünde ters görüntülü hayatlar” olduğu fikrini benimseyen papazları derhal aforoz etmeye başlamış.

İşlerin çok yolunda gitmediği dünyanın bu yüzünde; insanların daha akıllı ve daha vicdanlı düşünebildikleri bir yer vardır diye çok heveslendim bu iddiayı ilk duyduğumda. Belki de dünyanın arka yüzünde; ters görüntüde yaşamını sürdüren insanlar, beyinleri ve vicdanlarına daha fazla kan gittiği için daha aklıselim düşünüp, daha güzel tepkiler verebiliyorlardır. Zira, dünyanın bu yüzündeki insanların bazılarının aklı ve vicdanları 7.2 şiddetinde sallandığında bile kendine gelemedi.

Evet evet var ve kesinlikle olmalı, dünyanın arka yüzünde ters görüntüde yaşamını sürdüren insanlar varlar.

Hem belki van’da soğuktan ölen o çocuk da ordadır. Yani, daha vicdanlı ve aklıselim düşünen insanların ülkesinde?

Ben inanıyorum, yani dünyanın arka yüzündeki ters görüntülü hayatlara. Bu fikri benimsedikleri için aforoz edilen papazlara da selam olsun.

7 Kasım 2011 Pazartesi

Bari İstiklal kaldırı(n)ları



Her gün bir milyon civarında insanın aşındırdığı istiklal kaldırımları artık sos veriyor. Kent bilinci ve kültürünün gelişmesini ve geliştirilmesini önemsediğini, bu amaçla kentin sembol mekan ve yerlerinin büyük bir önem taşıdığını yıllardır her fırsatta vurgulayan büyüklerimiz nedense kaldırımları unutmuş durumda.

Sanırım masalar kaldırıldığından ve müzisyenler caddeyi terkettiğinden kelli, gözüme daha fazla batmaya başladı resimde gördüğünüz istiklalin bed kaldırımları.

istiklal’deki tek sorun kaldırımlar değil elbette, ben demirören avm faciasını bir kenara bırakıyorum, bari kaldırımlar diyorum. Tarihi kilise ve binaların hemen dibine işletme izni verip dükkanlar açılmasını bir kenara bırakıyorum, bari kaldırımlar diyorum. Cadde tepesindeki göz zevki faciası ışıklandırmaların bakımsızlıktan insanların üzerine düştüğünü gözümle gördüğümü bir kenara bırakıyorum, bari kaldırımlar diyorum. vs vs vs.

Halbuki istiklal’in bir kimliği olsa, yeni kaldırımlar engelliler dikkate alınarak oluşturulmuş olsa, tarihi binalar özgünlüklerini korusa, tüm sokak müzisyenleri için caddede özel alanlar oluşturulsa yasaklanmasa, taksim trafiğe kapatılsa, sa, sa, sa… Neyse, bari kaldırımlar!

sadece izinli değil serbest sokak müzisyenleri de geri gelse, ups kaldırımlarJ: http://www.youtube.com/watch?v=2f9dCOmssmY&feature=share

18 Aralık 2010 Cumartesi

Dipteki Kiraz

Yeni bir balığım oldu, adı “ Kiraz”…

Hareketlerini izliyorum sabahtan beri, tembel ve hep yeknesak hareketleri var. Ona reva gördüğümüz küçücük akvaryumun köşelerine hiç uğramadı daha, hep ortalarda hareket halinde, ya da dipte…

Hediye olması değerli kıldı tabi Kiraz’ı, gözüm gibi bakıyorum ona, gözlüyorum da tabi dikkatlice. İnsanın yeni “birşey”inin olmasının verdiği heyecan olur ya, aynı öyle bir heyecan da var tabi işin içinde… Yastığımın altına koyup uyuyamıyorum ya, ben de salonun ortasına koydum, yani hep gözümün önünde…

Her gün yem atıyorum, hem de günde 1 kere diye uyarmalarına rağmen, ben 2 kere atıyorum iyice karnı doysun, aç kalmasın diye, ama yemiyor dedim ya tembel ve hep yeknesak hareketleri var… Ona reva gördüğümüz küçücük akvaryumun köşelerine hiç uğramadı daha, hep ortalarda hareket halinde, ya da dipte…

Geçen Mecidiyeköy’de araba camı silen bir çocuk grubu, metronun yakınında, dipte. Sohbet ettim, okula gidenlerinin dersleri kötüymüş, yani tembeller, bazıları okula bile başlamamış arabanın camlarını siliyor, abisinin dibinde…

Sıraserviler’den Tophane’ye doğru inerken koca bir çöp kutusu, bir de “çöpleri kurcalayan adam” sürekli orda çöp kutusunun dibinde. Sordum, geri dönüşümden para kazanıyormuş, sokaklarda yaşıyorum dedi gecenin körlerinde…

Bir de Çokkk güzel sesli bir kadın, sesi kadife gibi, nerde Galata Kulesi’nin dibinde. Sordum, adı Neslihan’dı sanırım, gitarı içten çalıyor, içten çalıp çok içten söylüyor, geçen yine gördüm aynı yerde, İstanbul’un o soğuğunda içten söylüyor, sesi titremeden hiç, Galata Kulesi’nin dibinde…

Yeni bir balığım oldu, adı “ Kiraz”… Ona reva gördüğümüz küçücük akvaryumun köşelerine hiç uğramadı daha, hep ortalarda hareket halinde, ya da dipte…

26 Nisan 2010 Pazartesi

Mimar Olur, Pek de Ala Olur...

İstanbul sokaklarını tüm gün arşınlayan çocuktan mimar olur, şartlar sağlanırsa pek de ala olur. Peki sistem buna izin verir mi?

Ben: Hop durun bakalım, Neden kavga ediyorsunuz?
Veletler birbirleri ile kavga ediyordu, mendil satan iki çocuk.

Ferit( Ağlıyor, diğeri hızla uzaklaştı.): Abi bana hep vuruyor, vurup kaçıyor.
Ben: Olur mu ya, delikanlı adam ağlar mı, gel bakalım kaç yaşındasın sen, kaça gidiyorsun?
Ferit: Ne yapayım, o vuruyor ben de vuruyorum gücüm yetmiyor, yediremiyorum. 12 yaşındayım, 4. sınıfa gidiyorum.

Delikanlı adam ağlar mı? şeklindeki saçma soruyu yönelttim, ama sırf sohbeti ilerletmek için galiba. .( 12 yaşında ve 4. sınıfta…)

Ben: Neden çalışıyorsun, kaça kadar çalışıyorsun, annen, baban mı zorluyor?
Ferit: Hayır kendim çalışıyorum, onlar çalışma diyorlar ben kaçıp yine çalışıyorum. Sabah 10’dan gece 11’e kadar çalışıyorum.
Ben: Satabiliyor musun peki?
Ferit: Hayır, inanır mısın bugün bir tane bile satamadım.
Ben: Peki o çocuk kim, neden vuruyordu sana?
Ferit: Arkadaşım.
Ben: Arkadaşınsa neden vuruyor sana?
Ferit: Zaten insana hep arkadaşlarından, yakınlarından gelmez mi kötülük?
Ben: Okuyorum dedin, ne olmak istiyorsun ilerde.
Ferit: Mimar olmak istiyorum.

O kadar saat sokakta gezince sokakların estetiğine kafayı takıp,”MİMAR“olmak istemek rastlantı olmasa gerek. İstanbul sokaklarını tüm gün arşınlayan çocuktan mimar olur, şartlar sağlanırsa pek de ala olur. Peki sistem buna izin verir mi?

Hep soruyorlar, dünya görüşün nedir diye? Hayattan örnekler vererek cevaplamayı çok seviyorum bu soruyu. Ben Ferit’lerin de mimar olabildiği bir ülke hayal ediyorum.

Son Haber:
…..... Belediyesi sokakta mendil satan çocuklardan bir şey satın almamaları konusunda vatandaşları uyardı.

10 Kasım 2009 Salı

Var!

Galata’dan Karaköy’e doğru inerken solda kokoreçci, sağda çiğköfteci ve pideci var… Sonra benim aklımdaaa bir sürü şey daha;

okul bitti, bunun iş bulması var,
öss si var, üniversite’ye geçince vize ve finallere çalışması, tezi var,
belki yüksek lisansı var,
askerliği var,
iş bulmak için en az 3 sene deneyim aranması şartı var,
ev geçindirmesi, çocuk bakması var,
yaşlanması var, saç dökülmesi, saç beyazlaması var,
bir yerlere gelme çabası var hayat boyu,
dik durabilmek var, alabildiğince yalpalamamak,
Sonraaa, ülkede açılım var, mecliste tartışılması var,
demokrasi bir var bir yok,
muhalefet var, etkisinden haber yok,
asker açıklaması var, ıslak imza var,
Demirel var, valla halaa var,
2010 yatırım planı var, yeni açıklandı tartışan yok,
domuz gribi var, aşısı var,
hırlısı var, hırsızı var,
hastalığı var, hastanesi var, benim gibi sigortan yoksa parası var,
colplay, travis, redd’i dinlemesi var,
geleceğe dönüşü binlerce kez izlemesi ve sıkılmaması var,
annemin süper yemekleri var,
saçmalaması var,
Galata’dan Karaköy’e doğru inerken solda kokoreçci, sağda çiğköfteci ve pideci var… Hangisini tercih etsem?